Her iç çekiş ayrılıktır biraz Ve biraz hüzündür İçine sığdıramadığın kadar büyük gelir yaşadıkların İç çekişlerinde gizlidir dokunup kaçan yüzler tenine Ya da dokunup kaçtıkların,...
Yalan oğul yalan bütün sevgiler, aşklar, Gün gelip düşman olur en deli aşıklar. Dalgalı bir deniz gibidir önceleri yürek, Fırtınaya yakalanmış Sal gibi sendeleyerek, Limana...
Yolun yolumdur, Acın, acı’m... Sevincin, kanattır ruhuma, Yokluğun yokluktur... Tüm denizleri ucuca eklesem Yokluğun etmez... Uçurumları üst üste koysam O uçurumlar ki, yokluğunu tarife yetmez......
Ben de terkettim beni senden sonra Yaktım kendimi Yaktım Senden kalan son korla Tutuşturdum eteklerimi Saçlarımı Kirpiklerimi Önceleri bekledim su serinliğinde gelişini Bir damlan yeterdi...
Sana baharı anlatmayacağım artık Ne ağaçları bürüyen çiçekleri duyacaksın benden Ne de katre olmuş çiyleri Düşünmeni de istemem gücendiğimi Kemikleşen yokluğuna Alıştım belki de az...
Konuştukça sen takılırsın sözlerime, Susarım seni, söylemem kendime Ses olup çıkmasan da dudaklarımdan İçimde çağıldadığını duyarım.. En derin uykudan uyandırır gibi Hayta bir ses uyandırır...
Sesini içiyor kulaklarım Duru bir su tadında damla damla Sözcüklerinin altında derin anlamlar aramaktayım Belki bir giz saklanmıştır damağına Dilinin ucunda bir tek senin bildiğin...
Aynı şehirdeyiz sizinle, Aynı kaldımları eziyor ağırlığımız, Efendim, çıldırtıyor beni endamınız, Dimdik her tavrınız, Heykel kesiliyor insan karşınızda, Hele konuşmaya başladığınızda, Adınızı duyunca, çarpıntı başlar...
Eskimiş bir beste çalınırken Şehrimin üstünde Kaldırım taşlarına döşedim seni Binlerce milyonlarca adım Ezdi geçti tenini... Yağmur olup sızdım oyuklardan Gökten karları düşürttüm üstüne, Birkaç...
Tanışıklığımız eski Bir tavan arası yıllanmışlığının Kokusu sinmiş üstümüze Ne zamandı al rengi alevlerin Tutuşmuşluğu Yıldırımların peşpeşe yüreğimize vurmuşluğu O zaman da aynıydı rengi gözlerinin...
Bahar aylarıydı Çiçek özlerine gizlenip Soluduğumda içime dolduğun zaman... Belki nisandı yağmur yağmur Okşayıp geçişin dudaklarımdan... Öyle derindi ki gözlerin korkardım Yok oluşumun resmini çizerdi...
Solgun akşamların ayazında Kalabalık şehrin en kalabalığında Yalnızım ben... Üstüme üstüme geliyor yaşam Çığlık çığlığa bağırıyor gök kubbe Ve yer kayıyor ayaklarımın altından... Yaşanmıyor kahrolası...
Boyun eğdim nihayet egemenliğine Yenik düştüm, Suyumu, göğümü,toprağımı ne istersen sundum ellerine Bu coğrafya senin alabildiğince Hazların en büyüğü hissetmek seni Ağırlığınca ez, ayakların ezdikçe...
Her sabah açıyorum güne bakan çiçekleri gibi Bir ümit bir coşku ha birazdan ha şimdi Derken akşam oluyor, Alıp başını gidiyor güneş Küskün, kırgın, Utancından...
Bir ağaç olsam mı acaba evinizin önünde... Dallarım yatak odanızın penceresinde... Açtığınızda perdeyi ilk ışıkla Gözleriniz yapraklarıma değse... Uzayınca kollarım budasanız beni Böylelikle dokunurdunuz tenime...
Suskunum artık, Öylesine durgun... Ne oturduğum yerden Kalkıyorum, Ne yediğimi topluyorum... Görse gözlerin halimi, Aynalardan kaçıyorum... Geçmiş benden, Biliyorum... Sevincim takılmış ayaklarına Giderken, Teninde kalmış...
Eskiden başka güzeldi kahve, Şarap daha kırmızıydı Güneş böyle yapışmazdı üstüme Kuşların sesini işitirdim... Çiçeklere toprak olurdu bağrım... Ben miyim değişen Tadı mı değişti hayatın?...
Geçiyor Olacak Süreceğim seni bu topraklardan, Çetin bir savaş olacak Ordularım seni yenecek elbet Taş üstünde taş kalmayacak.... Süreceğim seni, Ardına bakmadan kaçacaksın, Sözlerini...
Anlamı daralıyor hayatın Gece boğuklaşarak yavaş yavaş Çöküyor omuzlarıma Boşladı beni aşk kaç bahar geçti Bir ağrı gibi oturuyor yokluğu şakaklarıma Bir buğu gibi pencereye...
Arama bulamazsın ne beni ne de seni, Farzet ki bir rüyaydı sevgi Bir ışıktı gözbebeğimize değdi. Bir damlaydı saçlarına tutunmuş Ve ardından güneşe boyun eğdi......
Sokaklar insan seli, Birbirine karışıyor kadını erkeği, Kazılmış binlerce mezar, ve sayısız dua okunan Ve ardından rüzgarın sesi. Kadınlar doğurmakta bir yerde, Her açılan rahimde...